1999 Gölcük Depremi'nde Ürpertici 5 Olay (bunlar gerçektir!)

X-Paylaşım Facebook Hayran Sayfası
-
23 Haziran 2008/09:28 #19
OLAY-4=> Denizden çok büyük bir ateş topu yükselmiş.


OLAY-5=> O gece yıldızlar bir başkaymış.Çoğu insanın anlattığı - sanki elimi uzatsam yıldızları tutacak gibiydim.__________________

babam bana bunların doğru olduğunu ve yaşadığını söledi keşke bende hatırlayabilsem o gün kafamı vurmuşum o güne ait bişey hatırlamıom

NOT:BU ŞAKA DEĞİL GERÇEK

14 Ağustos 2008/16:24 #20
17 agustos ve 12 kasım depremlerınde yasamlarını yitirenlerin anısı önünde saygıyla egiliyoruz
26 Aralık 2008/16:11 #21
Alıntı: 24geber24 tafarından gönderildi
OLAY-4=> Denizden çok büyük bir ateş topu yükselmiş.


OLAY-5=> O gece yıldızlar bir başkaymış.Çoğu insanın anlattığı - sanki elimi uzatsam yıldızları tutacak gibiydim.__________________


bu ışıkların ardındaki gerçeği bilmeyen varsa bunu okumasını tavsiye ediyorum ki o deprem yapay bir depremdi
zaten en büyük kanıt o mavi ışık ve yıldızların çok yakın olması

HAARP KIYAMET TEKNOLOJiSi*

Yıllarca önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nikola Tesla tarafından geliştirilen bu "düşük frekanslı elektromagnetik ışınımla "yüksek enerji nakli" tekniğini hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı

Senator Claiborne Pell şöyle söylüyordu: "Şu anda bir anlaşmaya ihtiyacımız var... Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri değiştirmeden ve düşmanlarına karşı depremler oluşturmadan önce..."

Senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Sıra projenin denenmesine gelmişti

Gölcük 17 Ağustos 1999, saat 03:02

Saat gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarı atmaya çalışırken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Ve sanki insanların çoğu belki de ölümün kendilerine ne kadar yakın olabileceğini ilk defa bu denli yakından gördüler.

Donanma Komutanlığı'nın görkemli devir-teslim törenini müteakip deprem hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkagelmişti. İki fırkateynin gece boyunca aydınlattığı orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralık havai fişeklerin aydınlattığı Gölcük semaları bir kaç saat sonra bilimadamlarının 'deprem ışıması' dedikleri ancak hala ne olduğu tam olarak anlaşılamayan bir 'şeyle' aydınlandı. Bir kaç saat sonra, o unutulmaz uğultunun ardından bütün Türkiye derin uykusundan uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken ölüm binlerce insanı aynı anda yakalıyordu. Devlet hazırlıksız yakalanmıştı. Binlerce insan teknik yetersizliklerden ötürü enkazların altında günlerce bir kurtarıcı bekleyerek öldüler. Kısa süre sonra kamuoyu hummalı bir tartışmanın içinde buldu kendini. Binaların depreme dayanıklı yapılmayışı, fay hattının üzerine yerleşim alanlarının kurulması gibi argümanlar sıkça duyulan şeylerdi. Televizyon kanalları tartışma programlarını depreme ayırıyorlardı. Bu sırada deprem anını yaşayan insanlar depremle ilgili ilginç şeyler söylemeye başlıyor, kamuoyu tam olarak anlam veremese de iddiaları can kulağıyla dinliyordu. Enkazdan kurtarılan bir bayan Ali Kırca'nın yönettiği Siyaset Meydanı'nda aynen şöyle söylüyordu: "O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bu depremden farklı bir şeydi."

İddialara yenileri ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük'ten Avcılar'a kadar geniş bir alanda görülen 'ateş topu' ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Bazı bilim adamları görülen ateş topunun 'deprem ışıması' olduğunu söyleseler de neden diğer depremlerde de bu kadar açık benzeri bir ışıma yaşanmadığı sorusunun cevabı net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile bu da sadece bir tezdi ve geçerliliği de en fazla diğer tezler kadardı.

Kısa süre sonra fısıltılar dilden dile dolaşmaya başladı. Türk basınının saygın isimleri Gölcük depreminin 'suni' bir deprem olabileceğine ilişkin görüşleri aktarmaktan çekinmediler. Gölcük depremi suni bir deprem olabilir miydi? Bu konuda hemen deprem sonrasında birtakım teoriler ortaya atılmaya başlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı ve bu da depreme neden olmuştu. Kimi Yugoslavya'ya atılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozduğu için depremin olduğunu söylüyordu. Hatta bazılarına göre bu işi PKK bile yapmış olabilirdi. Nitekim CNN, Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında böyle bir soruyu sormakta her hangi bir beis görmedi. Kimi de bunun başka bir terörist örgütün işi olduğunu veya uzay araştırmalarının bir parçası olduğunu söylüyordu. Ancak bu teoriler arasında en akla yatkın olanı 'Future Times'da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikayeydi. Bu senaryoya göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllarca önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nikola Tesla tarafından geliştirilen bu "düşük frekanslı elektromagnetik ışınımla "yüksek enerji nakli" tekniğini hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.

Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı "deprem indirgeme" sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya'nın çıplak ve seyrek nüfuslu bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra. Değişik zamanlarda Kafkaslar'da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika'da Ant'larda tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem "yaratma" konusunda büyük adımlar atıldı. İşte bu araştırmalar da Amerika'da HAARP tarafından yürütülüyordu.

17 Ağustos Depremiyle ilgili bende soru sormaya başladım, araştırdım, tanıkları buldum, bazılarına bizzat ben tanık olmuştum zaten, sorularımın cevaplarının büyük bir bölümünü buldum, aklınıza yeni sorular getirmesini umduğum bilgilerimi sizinle paylaşmak istiyorum

TANIKLAR ANLATIYOR

“17 AĞUSTOS’TA NE YAPTIĞINIZI BİLİYORUZ”

EĞER SİZDE BİR TANIKSANIZ BİLDİKLERİNİZ BU METNE EKLENECEKTİR

"Bazılarının; elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme, depremler yaratabilme , volkanları harekete geçirebilme yeteneğine sahip silahlar geliştirdiğini biliyoruz.”

ABD Savunma Bakanı William Cohen; 1997, Georgia Üniversitesi
"Terörizm, Kitle İmha Silahları, Kitlesel İmha ve ABD Stratejisi" üzerine konferansta

E(r)= (Ip/2#960 x (4L/r3) x (Cos Ø)

Yukarıdaki denklem; fay hatlarını harekete geçirebilecek kadar güç üretebilen MHD jeneratörlerinin yarattığı elektrik alanını ifade eder. Bu yazıyı okumayı bitirdiğinizde; çok daha fazlasını ifade edecek.

Raporun Özeti

Büyük felaketler büyük çözülme süreçlerinin işaret fişeğidir. Sovyetlerin; küresel düzen adına yeniden yapılandırılması öncesinde Çernobil ve Ermeni depremi felaketleri; Japonya'nın yıllarca içinde çıkamayacağı ekonomik durgunluk dönemi öncesinde Kobe depremi yaşanmıştır. Türkiye'de gözlerimizin önünde yaşanan devletin çözülme sürecinin işaret fişeği ise; 17 Ağustos 1999 Gölcük depremidir.

Toplumun gözü önünde devlet, ordusundan politikacısına bütün mekanizmaları ile küçük düşürülürken; sivil toplum örgütlerinin gücü kutsanmıştır. Deprem sonrasında; çöken bir ekonomi için itici güç olması gereken inşaat sektörü ise; "katil müteahhitler" imajı ile inşa edilen bir meşrutiyet zemini üzerinden altı ay süre ile durdurulmuş ve bu sürede Türkiye'nin yaşayacağı derin ekonomik krizlerin temeli atılmıştır.

Bu rapor; 17 Ağustos depremi hakkında daha önce duymadığınız, duyamadığınız veya duymuş olsanız bile medyanın "mantık perdelemesi" sayesinde algılayamadığınız bazı ayrıntıları bir araya getirerek; "Deprem Dosyası'nın "toplumsal hezeyan", "zemin etüdü/rant ilişkisi" ve "duyarsız devlet/duyarsız toplum" perspektifinde farklı bir boyutta açmakta ve şu kritik iddiayı ortaya koymaktadır :

17 Ağustos Depremi'nin doğal olmayan yollarla gerçekleşmiş olma ihtimali; incelenmeye değecek kadar yüksek bir olasılıktır. Devletin elinde; diğer devletlerin elinde "tektonik silah" teknolojisinin bulunduğuna dair her türlü bilgi bulunmasına ve bölgede deprem sırasında "uluslararası bir tatbikat" gerçekleştirildiği bilinmesine rağmen konunun üstü kapatılmıştır.

Bu rapor; depremin 4. yıldönümünde, duymaktan sıkıldığınız perspektifin ötesinde bir perspektifle konuyu daha önce duymadığınız veriler ve unsurlarla destekleyerek yeniden gündeme getirmeyi hedeflemektedir.

Başına geçirilen çuvalın hesabını soramayanların; olası bir deprem saldırısına karşılık verebileceğini düşünecek kadar saf beklentilere sahip olmak ise tamamen bizim kusurumuzdur; okuyucularımızdan özür dileriz.

17 Ağustos 1999 da Neler Olduğundan Emin Olma Gereği
17 Ağustos 2001'de; yani onbinlerce canımızı alan depremin ikinci yıldönümünde, ABD Büyükelçiliği'nin fakslarına yurdun dört bir yanından yüzlerce fax geldi. Faxın üzerinde; o sıralarda popüler olan bir ABD filminin ismine atfen sadece şu sözler yazılı idi :
"We Know What You Did Two Summers Ago"
Bir grup üniversiteli öğrencinin, geçen yaz işledikleri ve üstünü örttüklerini zannettikleri bir cinayetin, gizli bir el tarafından tekrar önlerine getirilmesini konu alan "We Know What You Did Last Summer" filmine gönderme yapan bu mesajın kaynağının neresi olduğunu ABD Büyükelçiliği'nin bulmaya çalıştığını ama bulamadığını biliyoruz. Neticede karşısına Türkiye'nin çeşitli yerlerindeki faks ofisleri çıktı ve bir kaç birim nezdinde yaptığı sondaj; "bilmiyoruz, bizim alakamız yok" cevabı ile karşılaştı.

Bu küçük ama etkili eylem tabiki medyada yeralmadı; alması da istenmiyordu. Amaç; bir zanlının yüzüne hiç beklenmediği anda "senin suçlu olduğunu biliyoruz" dediği anda verdiği tepkilere bakarak, gerçekten suçlu olup olmadığını test etmeye yönelik bir psikolojik test yapmaktı. ABD'lilerin bu testten geçip geçmediklerini öğrenemedik; öğrendiğimiz, eylem sonrası yaptıkları sondajın CIA kadrolarından beklenmeyecek kadar amatör düzeyde olduğu idi.
İşte bu eylemden iki; depremden ise altı sene sonra; "Deprem Dosyası"'nın kapağının yeniden aralandığına dair sesler geliyor.

Birilerinin önüne "yazmaları için" yeniden "sarı zarflar içinde kapsamlı ve odaklı literatür tarama çalışmaları" konuyor. Geçenlerde bunlardan bir tanesi bizim de önümüze geldi. Sağ olsunlar; bizi de unutmamışlar.

Kendilerine; dosyada sundukları bilgilerin çoğunun zaten bizim tarafından üç sene önce yine benzer bir zarf içinde ilgili birimlere sunulduğunu; hatta o zarfta bulunmayan bilgilerin bizde olduğunu söyledik ve şu soruyu sorduk : "O gün bu dosya ile ilgilenmeyip; daha doğrusu ilgilenip gibi yapıp klasör sektörüne katkı yapanların ne oldu da aklı başına geldi?". Sorumuza net bir cevap alamadık.

Böyle bir durumda; "Deprem Dosyası"'nı bir de biz aralayalım ve gün ışığına çıkmamış hususları dikkatinize sunalım dedik .
Konuyu aşağıdaki başlıklar altında kategorilendirmenin; 17 Ağustos depremini bir "magazin" ve "toplumsal paranoya" haline getiren dezenformatif güçlerin elinden "komplo teorisi" silahını almak için yararlı olacağını düşünüyoruz.

a) Bilinmeyenler - Veriler ve Sorular
b) Bilimsel Gerçekler - Tesla; Magneto Hydro Dynamics ve Tektonik Silah Gerçeği
c) Tetikçisi Belirsiz; Tetiklediği Belirli (17 Ağustosun diğer depremlerle benzerliği)
d) Tektonik Silahın varlığına dair ek kanıtlar
f) Tez

Bunları biliyor muydunuz?
Depremle ilgili o kadar yazıldı, çizildi ve Internet'te bu konu ile ilgili o kadar yazı dolaştı ki;deprem öncesinde, sırasında ve sonrasın da artık bir çok bilgiyi, okuyucuların bir şekilde duyduğunu varsayıyoruz. Aşağıda daha önce gün ışığına çıkmamış; ya da o bilgi karmaşası içinde gözlerden kaçan veya üzerine yeteri kadar odaklanmayan ve en önemlisi önümüzdeki bilmeceyi çözmede kritik olduğunu bildiğimiz bilgileri ve soruları dikkatinize sunuyoruz :
• Depremin olduğu gece Gölcük'teki donanma üstünde, devir teslim töreni ile ilgili bir yemek/eğlence vardı. Bu eğlenceyi düzenleyen kuruluşun bütün elektronik sistemleri saat 11:00 civarında bozuldu. Çalışanlar; elektronik sistemleri bozulurken; havai fişekleri kontrol eden mekanizmaların kendiliğinden ateşlendiğini gördüler. Bu; bölgede depremden çok önce ciddi bir elektro manyetik alanın varlığının en büyük kanıtı idi.
• Saat gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarı atarken sanki bir kıyameti yasıyor gibiydiler. Belki de insanların çoğu, ölümün kendilerine ne denli yakın olabileceğini ilk defa bu denli yakından gördüler.

• Uzmanımızın bilgisine başvuralım: O geceye tanıklık edebilecek bir çok insan mavi ışık huzmelerinden bahsetmektedir. Kutup ışıklarının o muhteşem dansı gibi olmasa da Gölcük’e doğru akan mavi ışık demetleri. Anlamı şu; ortamdaki enerjinin soğurulması yada başka bir deyişle büyük kapasitörlü bir indükleme bobini üzerine enerjinin depolanması olayıdır, ayrıca bu işlem başlatıldığında ortamda çok yoğun bir manyetik alan oluşmaktadır. Bundan böyle manyetik bulut olarak anılacaktır ki aynı zamanda bir mercek görevi de üstlendiğinden insanların o gece elimizi uzatsak yıldızlara dokunabilecektik diye söylemelerinin açıklaması da bundan ibarettir. Enerjiyi kablosuz olarak 200 km uzağa aktarabilme kabiliyetine sahip bilim adamları yine kablo kullanmadan ortamdaki enerjiyi de bir batarya üzerine 1890’lı yıllardan beri depolayabilme kabiliyetine sahiptiler zaten... Tesla makinesinin ilk deney yeri olan Tungska ormanı hala bugün bile o dehşetin izlerini taşımaktadır.
Depremler öncesinde, elektromanyetik dalga alanları oluştuğu ve bölgede görülen ışık ve elektrik fenomenlerin "doğal" olduğu tezi ilk başta çok mantıklı gelmektedir. Depremlerden önce elektromanyetik alan oluştuğu tezi doğrudur ama ve çeşitli bilimsel araştırmalar bu tür elektromanyetik stresin deprem öncesi göstergesi olup olamayacağı üzerine yoğunlaşmaktadır.( Örnek : Physical Review; Volume 65, "Guternebrg-Richter type relation for laboratory fracture-induced electromagnetic radiation"). Halkın yanıltıldığı nokta; bu tür bir elektromanyetik stresin, bölgede görülen garip elektrik/ışıma efektlerinin sebebi olduğudur ki, bu tezin arkası bilimsel olarak boştur. Bu tarz bir elektrik ışıma/plazma etkisine neyin neden olabileceğini "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölümde okuyabilirsiniz.
• Söz konusu gecenin organizasyon hizmetlerini sunan şirketin elinde o gecenin videosu bulunuyordu.Bu video; o gece yaşanan gariplikler açısından bir belge niteliğindeydi. Bir gazeteci o videoyu almak için şirkete başvurduğunda şirket ilk başta bunu kabul etti ve ertesi gün videoyu vermek için gazeteci ile sözleşti. Fakat nedense şirket bu kararından vazgeçti ve gazeteci ile yaptığı konuşmayı bile inkar etme noktasına geldi.
• Bölgedekiler radyolarının kendiliğinden kanal değiştirmesi gibi fenomenlere depremden saatler önce tanık oldular. Deprem sonrası ise bölge balıkçıları, denizden çektikleri ağlarının yanmış olduğunu tespit ettiler. Depremden önce dikkat çeken bir diğer fenomen; depremden iki gün önce Büyükada semalarında gözüken mavi ışık topuydu.
• Diğer bir uzmanımız anlatıyor: Yanmış balıkçı ağları.? Suyun içindeki bir cisim nasıl yanar ? Yanma konusunu bilmeyenler için aktarıyor; yanmanın 3 şartı vardır, aksi taktirde yanma gerçekleşmez, başka bir deyişle bu bir fizik kuralıdır. 1) Yanıcı madde olmalıdır, (her şey yanar.) 2) Yüksek ısı yada yakıcı enerjiye ihtiyaç vardır, (her maddenin yanma ısısı farklıdır.) 3) oksijen yada oksijen oranı yüksek hava gerekir (Oksijen oranı oldukça düşükse %15-16 gibi randımanlı yanma olmaz.). Söndürme sistemlerinin tamamı bu 3 prensip üzerine çalışır. İnanmayan deneyebilir, kağıttan bir kap yapıp içine su doldurup ateşin üzerine koyduğunuzda veya bir pet şişeyi içi su dolu olarak ateşin üzerine koyduğunuzda içindeki su kaynayacak ancak ne kağıt kap nede pet şişe yanmayacak ve eriyip tutuşmayacaktır. Yanma işlemi kapların içindeki su bittikten sonra başlayacaktır ki bu da yanmanın 3 prensibinden 2 nci prensibin karşılığıdır. Çünkü kap içindeki su ateşin yakma ısısını veya yakıcı enerjinin oluşmasını engeller. Söylediğimiz gibi bu basit bir fizik kuralıdır. Şimdi eğer balıkçı ağları yanmış ise (ki yanmıştır) o zaman şu sonuç ortaya çıkıyor “deprem sırasında deniz yoktu yada başka bir deyişle deniz çekilmişti, kısaca bir süre için ortamda su yoktu” ve ortamda yakma işlemini gerçekleştirecek büyük bir enerji mevcuttu. Enerjinin mevcudiyeti güvenlik kameraları tarafından tespit edilmiş durumda. Tüm medyanın elinde bu görüntüler bulunmakta, zaten amacımızda bu görüntülerin varlığını ispatlamak değil.
o Donanma üssünün yanında oturanlar; deprem sırasında, gemilerin üzerinde bir elektrik arkının oluştuğunu, yıldırım ışığına benzeyen bu ışığın göğü yarar gibi, "dizel motor" sesi gibi bir ses çıkararak bir süre ilerledikten sonra gemilerin tam üstünde denize doğru büyük bir gürültü ile boşaldığını gördüler. Bu gözlem; "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında geliştirdiği teknolojiden bahsettiğimiz Tesla'nın; atmosfer üzerinden transfer edilen elektrik enerjisinin istenildiği anda herhangi bir noktaya öldürücü bir güçle nasıl indirilebileceğini anlatan ve kanıtlayan çalışmaları biliyorsanız daha bir anlam kazanır.
• 1.Tanığımızın bilgisine başvuralım: Depremden 8 ay sonra bölgeye bu kez arkadaşlarımı ziyarete gelmiştim, herkesin bana anlatacak bir şeyleri vardı, ısrarla aylardır gelmemi istiyorlardı, anlatacak deşarj olacak konularla ilgili olarak yorumlarımı dinleyecek ve kendilerini iyi hissedeceklerdi. Telefon konuşmalarından vardığım sonuçtu bu sadece. Arkadaşlarımla buluşup sohbete başladığımızda yanıldığımı anladım. Anlatılanlar yoruma meydan bırakmayacak kadar açık ve netti. Arkadaşlarımdan biri Gölcük’ü arada deniz yokken ve bütün gemiler karaya oturmuş haldeyken gördüğünü söylüyor diğeri tereddütsüz onu doğruluyordu. Bir diğeri karşı kıyıdaki evlerde insanların deprem sırasında neler yaptıklarını yada yapmaya çalıştıklarını en ince ayrıntısına kadar anlatıyor bir diğeri eksik kalan ayrıntıları tamamlıyordu. Bir başkası ilk saatlerde karşı kıyıya yardım ve keşif için hareket eden balıkçı motorlarının sonar verilerinden bahsediyordu ki bu da neredeyse imkansızdı. Körfezin derinliklerini biz hepimiz ezbere bilirdik, sanki hepsi okyanus tabanından bahsediyordu. Bir diğeri “neden dalışa ve seyrüsefere yasaklandı sanıyorsunuz?”dediğinde ???????...........
• Depremden önce; Karl Buckthought isimli bir Kanadalı uzman'ın 10 Temmuz'da Saroz körfezi açıklarında 6 şiddetinde bir deprem yaşanacağı yolundaki tahmini Aktüel dergisinde yeraldı. Bu haber "deprem profesörü" Işıkara'yı, "halkı paniğe sürüklediği" için çok kızdırmış olacak ki; o gün Saroz'a gidip halkla birlikte sabahladı. Buckthought medyada Kanada Toronto Üniversitesi'nden profesör olarak tanıtıldı. Halbuki kendisi bu üniversitede profesör değil, sadece mezunu. "Deprem hezeyanını" başlatan bu isim; depremden hemen sonra ortalığa çıkmaz oldu ve kendisi ile temas kurmayan gazetecilerin hiç bir isteğine cevap vermedi.
o Aktüel dergisinde bu haberi yapan muhabirleri Buckthought'a kim yönlendirdi?

• Deprem öncesinde bölgede bir tatbikat yapılıyordu. Tatbikata; İngilizler ve İsrail'liler de katılıyordu. Tatbikat için bölgeye bu devletlerin denizaltıları da gelmişti. Kritik sorular şunlar :
o Bu tatbikatın konusu neydi ve tatbikat sırasında özel bir teknoloji denendi mi?
o Denendiyse; bu teknoloji denenmesi Türk yetkililerin bilgisi dahilinde miydi?
o Yabancı denizaltılar bünyesinde bölgeye bu teknolojiye dair özel bir cihaz getirildi mi?
#61607; Bu denizaltılarla birlikte bölgeye bir MHD jeneratörü sokulma ihtimali nedir? (MHD Jeneratörünün ne olduğunu merak edenler; Bilimsel Temeller başlıklı maddeyi okuyabilirler)
• O günlerde "deprem silahı" tezini ortaya koyanlara "komplo teorisi" suçlaması ile deli muamelesi yapılıyor ve "bilimadamı" kisvesi altında isimler teknik olarak böyle bir şeyin mümkün olamayacağı şeklinde ahkam kesiyorlardı. (Benzer bir mantıksal perdeleme; ilk yıllarında cep telefonları teknolojisinin dinlenip dinlenemeyeceği tartışmaları sırasında da yaşandı Bkz. Bilimsel Temeller başlığı) Fakat aynı günlerde; ABD Savunma Bakanı'nın 1997 yılında Georgia Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada bizzat kendi ağzından "tektonik silahların" varlığını kabul ettiği konuşma açık kaynaklardan tespit edilmiş ve ilgili makamlara iletilmişti.
•
• ABD'nin asil hedefi kuzey anadolu fay hattindaki deneyden elde edecegi bulgulari San Andreas fay hattinda uygulamaktir. Bu iside çok yüksek askeri gizlilik tasidigindan yürütme isi Israilli uzmanlara verilmistir. Gerekli makina ve donanim gizlice denizaltilarla Gölcük üstüne getirilerek yeralti-denizalti korunaklarina kuruldu. Türk makamlari durumdan detay baz''a haberdar degildi. Bunu Israillilerle yürütülen askeri tatbikatin bir parçasi olarak düsünüyorlardi belki de. Israil'le erikalilar gece sartlarinda elektro sismik haberlesme tatbikati yapacaklardi. Deney basarili olacagindan sonunda kimse normaldisi bir seyin oldugunu farketmeyecekti. Bu amaçla Gece Sahini Tatbikati'niin (Operation Night Hawk) saat 03:00'te baslamasi planlandi. Gece saat tam 03:00'te dügmeye basilacak ve Gece Sahini devreye alinacakti. O an uzay filmini andirir devasa cihazlar çalismaya basliyacak ve 1-2 dakika içinde de olusturduklari muazzam enerjiyle Marmara'nin altindaki tektonik tabakayi zayif yerlerinden kirip, aylardir olusan basinci disari atacaklardi. Böylece büyük bir deprem önlenmis olacakti. Ama o gece sabaha karsi bir seyler yanlis gitti. Ve beklenen gerçeklesmedi. Hersey bir anda olup bitmisti.

Doga kendini yönetmeye kalkanlardan bir kez daha intikam almisti. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10.000 kat üstünde bir güçle gelmisti. Heryeri bir anda yerle bir etmisti. Zayiflayan ve titreyen elektrikler az sonra geri geldiginde, gece saat 03:05'I gösteriyordu. Daha bir kaç dakika öncesine kadar korunagin içinde sampanya patlatmayi bekleyenler, simdi korkudan buz gibi donmus, hareketsiz ayakta duruyorlardi. Kimsenin agzini biçak açmiyordu. On binlerce insan, çoluk çocuk, o an enkaz altinda can çekisiyor veya cansiz yatiyordu. Bu düsünce ile hepsi ürperdi. Bu tarihin en büyük felaketiydi; hemde insan eliyle yaratilan...
• Önemli bir başka tanığımız anlatıyor : Sessizligi Israilli komutanin buz gibi emri bozdu: "Lets pack! We're moving out! Call operation Q! Right now! Immediately! Stop whinning! Move, move, move!" (Toplanin!Kaçiyoruz! Q planina geçiyoruz... Simdi.. Hemen! Hadi, hadi!!!)
• İşte o andan sonra çantalardan çikan "Q plani çalismaya basladi. Ilk önce bölgedeki tüm haberlesme ve elektrik enerjisi felç edildi. İlk 3 dakika içinde Israil Baskani Barak ve Birlesik devletler Baskani Clinton ile irtibat kuruldu. O anda Israil'de Ben Gurion'un Lod askeri havaalanindan 4 adet savas uçagi esliginde 2 nakliye uçagi havalaniyordu. 2 dakika sonra da israil deniz kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha Komutanligina bagli tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi.. Amerikan 6'nci filosuna bağlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentegon'dan emir aldilar.

o İstedikleri zaman basında her türlü konuyu ön plana çıkarabilme yeteneğine sahip bu makamlar; bu bilginin üzerine neden yattı ve medya bu somut kanıtı neden görmezden geldi?
• Depremden iki saat sonra bölgeye İsrail'in ordu bağlantılı kurtarma ekiplerinin bölgeye geldiği söylentisi hızla yayılmaya başladı. Trakya'daki birliklerin bile bölgeye 24 saat sonra intikal edebildiği düşünülürse; İsrail'li kurtarma ekiplerinin bu kadar hızla bölgeye intikal etmesinin arkasında bilmediğimiz bir ön hazırlık nedeni mi mevcuttu acaba ?
• 2.Tanığımızın bilgisine başvuralım: Ankara’dan hareket eden Sivil Savunma Arama ve Kurtarma Birliği 07.30’da Adapazarı’na, 07.45’de de İzmit’e müdahale etmişlerdi. Normalde 2 ile 2,5 saat içinde bölgeye varabilecekleri halde yoğun trafik ve Arifiye Köprüsünün yıkılmış olması nedeniyle E-5 Karayolu üzerinden bin bir zahmetle bölgeye ilk olarak kendilerinin geldiğini sanıyorlardı ki ekiptekilern yarısı zorda olsa saat 09.40 sularında Gölcük Donanma Üssündeki Orduevi binasının önüne geldiklerinde çok şaşırdılar. İsrail Kurtarma ekibinin yaklaşık 6-7 saattir Orduevinin enkazında çalıştığı her şekilde belli oluyordu. ( Profesyonel bir ekip, başka bir ekibin orada ne kadar zamandır çalıştığını çok kolayca hesaplayabilirdi, öylede olmuş ve ekipten biri hemen kabaca bir hesap yapmış arkadaşlarına soruyordu “Bu adamların burada kaç saattir çalıştığının farkında mısınız? Bizden önce buraya nasıl gelebilmişler ki?” )
• 3.Tanığımız aktarıyor: Cengiz Topel Askeri Havaalanının hasarlı olduğu ve uçak inişine elverişli olmadığını ekipteki herkes biliyordu. Ancak helikopterler iniş yapabiliyordu, İsrail’den kalkan helikopterlerinde uçuş süresi belli idi. Hele birde İsrail Kurtarma ekibi Türk Arama ve Kurtarma ekibini Orduevi enkazına sokmayınca ekip bu işe iyi sinirlenmişti, ekipten birini onları izlemesi için bırakıp enkazın arkasına dolaştılar. İsrail Kurtarma ekibini izleyen personel biraz sonra koşarak ekibin yanına geldi ve İsrail ekibinin oradan ayrıldığını, enkazda buldukları cesedin bileğine zincir ve kelepçe ile bağlı gri metal bir çantayı alarak gittiklerini ve cesedi bıraktıklarını haber verdi. Bu anlaşılır bir şey değildi, enkazın altında hala canlılar vardı, sesler geliyordu yardım isteniyordu ama profesyonel bir ekip insan yerine bir kurye çantası kurtarıyordu, gerçekten çok garipti. Ekiptekilerin onların peşinden gitmeye ve siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz demeye ve onlarla uğraşmaya vakti bile yoktu zaten. Onlarda bunu biliyorlardı. Ancak bölgede çalışan resmi arama ve kurtarma ekiplerinin gözünden İsrail ekinin donanımı ve sayısı kaçmamıştı. Sanki bu depremi önceden biliyormuşçasına hazırlıklı idiler, tam donanımlı, her türlü ihtiyaç duyacakları ekipmanları yanlarında, aradıkları kişilerin isimleri, alışkanlıkları, varsa kullandıkları ilaçlar, İsrail ekibinin suçluluk duygusu ile karışık tuhaf davranışları, sonra neden bu kadar kalabalıktılar (yaklaşık 450 kişi), bence bu adamlar aynı anda kaç yerde birden kurtarma yapacaklarını biliyorlardı. Hemen yola çıktıklarını varsaysak bile sadece 450 kişi 7-8 kargo uçağı veya kargo helikopterine sığabilir, kaldı ki bu ekibi ancak 15 kargo uçağı getirmiş olabilir ve biz oraya vardığımızda bile daha hala bir kısmının inememiş havada tur atıyor olması gerekiyordu, ama hepsi yerdeydi ve tahminen depremin hemen ardından çalışmaya başlamışlardı. Depremden en geç 10 dakika sonra çalışmaya başladıkları kesin gibi bir şeydi ki yapılan çalışmalarda bunu destekliyordu. Kısaca İsrail ekibi depremden önce tam teçhizat zaten oradaydı..........
• Bu kadar devasa bir depremin sismograf kayıtları ilk günlerde kimseye gösterilmedi. Bu kayıtlar çok sonraları toplumun önüne getirildi. En ufak depremden sonra bile medya malzemesi yapılan bu kayıtların bu kadar uzun süre saklanmasının nedeni neydi?.
o "Deprem Profesörü" Işıkara bu kayıtların saklanması konusunda ne rol oynadı?
• Depremden hemen sonra Cumhurbaşkanı Demirel, "deprem profesörünü" Kandilli'de ziyaret etti. Demirel ile Işıkara'nın basına kapalı görüşmesinin konusu ile yukarıdaki maddenin bir alakası var mıydı?
• Gölcük'teki deprem öncesinde bölgede başka depremler kaydedildiği halde bunlar Rasathane'nin kayıtlarında yeralmıyor. Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün ve TÜBİTAK'ın kaydettiği depremleri Kandilli'nin es geçmesinin bir nedeni var mı?

Bilimsel Gerçekler
Depremin hemen sonrasında; "kontrol dışı teorileri" kontrol altına almak için bir "mantık perdelemesine" gidildi ve tabi bu operasyonun tarafları bir yanda "bilim adına" konuşan "profesörler"; diğer tarafta "saçmalayan" komplo teorisyenleri olarak belirlendi. Sonuç belliydi.

Bu uzmanlar arasında Zeynel Abidin Erdem gibi Türkiye'de cep telefonu pazarının öncülerinden bir isimde vardı ve kendisi çıktığı panellerde "cep telefonlarının asla dinlenemeyeceği" yolunda "garanti" veriyordu. Teknolojiden biraz anlayan herkes, bu "garanti"nin ne kadar saçma olduğunun farkına varsa da; "zıplayan frekanlars yüzünden mümkün değil" gibi olayı derinlemesine kavramayan her zihne mantıklı gelen açıklamalarla toplum bir süre uyutuldu. Bugün geldiğimiz noktada; cep telefonlarının dinlenmekle kalmayıp, istenildiği zaman patlatılabildiğini bile biliyoruz ve en acısı; bu izleme teknolojisini yadırgamıyor ve kabullenmiş durumdayız.
Deprem üzerine tartışmalar da; benzer bir seyir izledi ama tabi olayın hassasiyeti nedeniyle; "deprem silahı" teknolojisinin varlığı henüz kamuoyunun önüne serilmiş değil.
Bu noktada sözkonusu teknolojinin ismini ve öncüsünü ayrıntılı olarak koymamız gerekiyor :

Magneto hydro dynamics, Teleforce, Telegeodynamics ve Tesla bu doğrultuda bilmemiz gereken başlangıç kavramları.
1800'li yılların sonlarında yaşayan Sırp asıllı bilim adamı Tesla; "kayıp bilimin" dehaları arasında sayılır. Günümüzdeki elektrik teknolojisinin temeli olan "dönen manyetik alan"ı keşfeden Tesla; elektrik enerjisinin iletimi konusunda çığır açtı ve kendi adına 700 patent kaydettirdi. Tesla'nın "ucuz üretilen ve iletilen elektrik/enerji" teorilerinin ve motorlarının (yarattığı bir türbin, elde tutulabilecek büyüklükteydi ve 10 beygir gücü büyüklüğünde enerji üretebiliyordu) zamanın yeni yeni palazlanan enerji baronlarının pek hoşuna gitmediği ve Sırp asıllı bu bilim adamının tarihin karanlıklarına itilmesinin sebebi arasında olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu.
(Tesla'nın kablosuz enerji iletim projesi; enerjinin ücretsiz ve kablosuz olarak doğal ortamlardan üzerinden iletilmesi durumunda para kazanamayacak olan J.P. Morgan'ın hoşuna gitmedi ve General Electric'in arkasındaki güç olan J.P Morgan Tesla'nın laboratuvarına sağladığı finansmanı kesti)

Tesla'nın tarih karşısında uğradığı haksızlıklara bir örnek olarak; radyo'nun mucidinin Marconi olduğunun zannedilmesini gösterebiliriz. Halbuki patent kayıtları Tesla'nın radyoyu Marconi'den daha önce keşfettiğini açıkca göstermiştir ve ABD Anayasa Mahkemesi Tesla'nın ölümünden iki yıl sonra aldığı kararla bu gerçeği yasal olarak tescil etmiştir.
Merak edenler bu dahi bilim adamı hakkında daha fazla bilgiyi çeşitli kaynaklardan edinebilirler.

Bu yazının içeriği açısından bilinmesi gereken; Tesla'nın 1890'lı yıllarda "teleforce"; enerjinin kablosuz olarak doğal ortamlar üzerinden dünyanın herhangi bir yerine iletilmesi ve "telegeodynamics"; herhangi bir uzaklığa mekanik enerji transferi prensiplerini deneyleri ile gerçekleştirmesi ve bu deneylerin sonuçlarının bilimsel dergilerden; zamanın New York gazetelerinde kendisi ile yapılan röportajlar aracılığı ile kamuoyuna duyurulması.
1934 yılında New York gazeteleri 78. yaş gününde Tesla'nın; kilometrelerce öteden orduları ve uçak filolarını bir enerji dalgası ile yok edebilecek silahın temelini oluşturacak teknolojiyi geliştirdiğini duyuruyorlardı. Bir sene sonra; Tesla'nın 79. doğum gününde, gazeteler bu sefer bilim adamının dünyanın katmanları üzerinden enerji iletimi sorununu çözdüğünü ve bunun "kontrollü depremler" yaratmak için askeri anlamda kullanılabileceğini duyuruyordu.

Kısacası; bizim medyamızın 1900'lerin sonlarında deli saçması olarak nitelediği teknolojinin varlığı; 1890'larda keşfedilmiş 1900''lerin başında ABD Basınında yer almaya başlamıştı bile.

Tesla; bilimsel kişiliği, buluşları ve enerji/elektrik teorisi ile tarihin sayfalarından silindi. Ta ki; birileri bu teknolojinin aktif olarak kullanımında bir artış olduğunu keşfedene kadar.

Tesla'nın prensipleri üzerine geliştirilen bir diğer dal ise Magneto Hydro Dynamics (MHD.

Bu dal; "iletken bir sıvı ile manyetik alanın" etkileşiminin incelenmesi olarak özetlenebilir.

MHD'nin en büyük avantajı; mekanik parçalar olmadan verimli enerji sağlaması ve bu sıvı bir doğal yakıt ile ısıtılıp plasma haline dönüştürüldüğünde oluşturulan enerji ise, normal santrallerden elde edilenden çok daha verimli hale geliyor. Örnek olarak; 1000 Megawatt'lık bir MHD jeneratörü 42.000 pound ağırlığında olabiliyor ki; bu rahatça hava taşıtları ile kaldırılabilir bir büyüklük.
Günümüzde bu prensibi kullanarak enerji üreten jeneratörlere yönelik araştırmalar yapılmakta olup; bu araştırmalardan bir tanesinin başlığı aynen şöyle :

"MHD Jeneratörlerin Yarattığı Elektromanyetik Etki Sonucu Oluşan Sismik Faaliyetler"
Araştırmanın katılımcıları;

Moskova Yüksek Yoğunluklu Enerji Araştırma Merkezi
NPO Soyuz Dzerzhinsky, Moscow
Shizuoka Institute of Science and Technology; Fukuoaka/ Japonya
Textron Systems / ABD
University of Tsukuba / Mühendislik Mekanikleri ve Sistemleri Enstitüsü
Araştırma; MHD jeneratörlerin yarattığı elektromanyetik darbenin yarattığı deprem dalgasının incelenmesini ve bu dalganın; küçük depremler yaratarak büyük depremleri önleme yolunda kullanılıp kullanılmayacağını incelemeyi hedefliyor. Araştırmanın; ön sonuçları MHD jeneratörünün çalıştırılmasından 2-7 gün sonraki aralıkta yerel depremlerde ciddi bir artış gözlemlendiği yönünde.
Elimizde bir başka araştırmanın metni; Gürcistan Bilim Akademisi'ne ait. Akademide; Tamaz Chelidze başkanlığında yapılan ve ilk periyodik raporu 2001 Mayısında sunulan proje hayli teknik ayrıntılara girerek; fay hattına sahip kayalar üzerinde etkilli deneysel ekipmanların nasıl yapıldığından, "Electromanyetik Depremlerin Laboratuvar Modellemesi" gibi başlıklara kadar bir çok ilginç alt başlığa sahip.
Sizlere sadece özetleyebildiğimiz bir kaç bilimsel kavram, bir bilimadamı ve çeşitli araştırmaların açıkça ortaya koyduğu gerçek; dünyada tektonik ve elektromanyetik silah teknolojisinin en az yüzyıl öncesinden konuşulmaya başlandığı ve Gürcistan dahil bir çok ülkenin bu teknoloji üzerinde çalışmalar yapmaya başladığı.
Böyle bir ortamda; "deprem silahı" kavramını saçmalık olarak ilan eden bilimadamlarının literatür olarak neyi takip ettiklerini; etseler bile anlayıp anlamadıklarını; anlasalar bile doğruları konuşma cesaretine sahip olamadıklarını ciddi anlamda sorgulamamız gerekiyor.

Tetikleyicileri Belirsiz ama Tetikledikleri Belli Depremler
7 Nisan 2001'de ABD'de yayın yapan bir radyo programının konuğu "YerKüre Değişiklikleri" isimli kitabın yazarı Alfred Webre idi. Programın konusu ise; "Doğa silahları ve 28 Temmuz 1976 Çin ve 17 Ağustos 1999 Türkiye depremleri gibi elektromanyetik olarak tetiklenmiş(kaza ile veya kasten) depremler" idi.

Gölcük'te yaşadığımız felaketin tetikleyici unsurunu bulmak bir yana; bu depremin diğer bazı depremlerle benzerliği, olasılıkla açıklanamayacak kadar ilginç özellikler arzediyor. İlginç olan; Gölcük depremi ile benzerlik gösteren bütün depremlerin kendilerini tetikleyen kesin olarak bilinmese de; bu depremlerin kendilerinin başka jeopolitik süreçleri tetikledikleri.
Tezimizi daha net ortaya koyabilmek için adım adım ilerleyelim.
1995 Kobe Depremi, Öncesi ve Sonrasının Düşündürdükleri :
• 1990'lı yılların başında; Japonya'da ciddi bir siyasi güce sahip ve 1995 Tokyo kimyasal gaz saldırısının faili olduğu iddia edilen Aum Tarikatı'ndan bir ekip; Tesla teknolojisini incelemek için Belgrad'ı ziyaret etti
• 1990'ların başında; sınırlarındaki adalar sorunu nedeni ile teknik olarak halen "savaşta" olan Rusya ile Japonya arasında barış rüzgarları esmeye başladı ve Aum Tarikatı lideri, eski Sovyet Başkanı Gorbaçov ve KGB şefi arasında Moskova'da bir görüşme gerçekleşti.İddialara göre; toplantıda Sovyetlerin elindeki "tektonik silah teknolojisine"" karşılık Japonların elindeki "süper bilgisayar teknolojisi"nin değiş tokuşu görüşüldü.
• Bu görüşmenin hemen sonrasında; Moskova'da Rus-Japon Üniversitesi kuruldu ve Aum tarikatının yönettiği bu üniversitede Rus ve Japon fizikçiler çalışmaya başladı
• 1993 yılının başında; Aum tarikatı liderinin yardımcılarından biri Avustralya'ya gitmeden önce Rusya'ya uğradı. Daha sonra Avustralya'ya geçen başkan yardımcısı; Batı Avustralya'da Banjawarn bölgesinde 200.000 (ikiyüz bin) hektarlık devasa bir koyun çiftliği aldı. Bir iddia Aum tarikatının bu çiftlikte sarin gazını denediği yolundaydı.
• 28 Mayıs 1993 tarihinde merkezi Banjawarn'deki koyun çiftliğine çok yakın olan 3.7 şiddetinde bir deprem meydana geldi. İşin ilginci; bu deprem Avustralya'nın o bölgesinin tarihinde kaydedilen tek depremdi.
• Görgü tanıkları; deprem öncesinde, gökyüzünde bir ışık çizgisinin/topunun ilerlediğini ve daha sonra yere doğu mavi bir şimşek olarak çakmasına müteakip depremin meydana geldiğini belirttiler. Patlamanın olduğu bölgenin üzerinde daha sonra; turuncu yarımküre şeklinde bir ışıma belirdi.Yarımküre şeklinde bu ışık havada iki saat asılı kaldı ve daha sonra; tanıkların ifadelerine göre "birinin düğmeyi kapaması gibi", ortadan kayboluverdi.
• 8 Ocak 1995'te; Aum tarikatının lideri Asahara; radyoda yayınlanan bir röportajda aynen şöyle dedi : "Japonya 1995 yılında bir deprem saldırısına maruz kalacak. Büyük ihtimalle hedef Kobe olacak" dedi.
• 17 Ocak 1995'te; yani Aum liderinin uyarısından tam 9 gün sonra Kobe'yi yerle bir eden deprem meydana geldi.
• 7 Nisan 1995'te; Aum tarikatının Bilim ve Teknoloji "Bakanı" Hideo Murai Yabancı Muhabirler Kulübün'de düzenlediği basın toplantısında sorulan sorulara cevap verirken aynen şöyle dedi : "Bu depremin elektromanyetik güç yoluyla tetiklendiğine yönelik güçlü bir olasılık mevcut ya da birileri yerkabuğu üzerine böyle bir gücü uygulayan cihaz kullanmış olabilir"
• 1995 Kobe depremi sonrasında Tokyo borsasının çöküşü ile başlayan ve Asya'da Barings bankasının çöküşü ile devam eden finans depremi Japonya'yı uzun yıllar içinden çıkamayacağı bir ekonomik krizin içine soktu.
• Aum tarikatına yüklenen Tokyo sarin gazı saldırısı sonrasında Rusya ile yakınlaşmaları başlatan hükümet istifa etmek zorunda kaldı ve tarihin makro seyri içerisinde kurulmaya çalışılan Rusya - Japonya - Almanya ekseni (Kobe'nin sanayi kalkınması ve inşa ettiği yeni devasa liman Alman finansmanı ile mümkün olmuştu) fay hattı ile birlikte kırıldı. Japonya 1990'ların sonlarına doğru yaklaşılırken; ABD'nin uzaydan sağlayacağını söylediği "güvenlik şemsiyesi" altına girmeye ve ABD'nin koalisyon ortaklığı için daha uyumlu bir müttefik haline gelmişti.
Yukarıda temel hatları ile vermeye çalıştığımız olaylar dizisi Kobe depremini öncesi ve sonrası ile ele almaktadır.

1988 Ermenistan Depremi ve düşündürdükleri
Buna benzer bir tezi 1988 yılı 7 Aralıkta Ermenistan'ın Spitak şehrinde meydana gelen deprem için de ortaya koyabiliriz. Bu depremi incelediğimizde bazı çarpıcı benzerlikler ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz :
• Ermenistan'daki depremden hemen önce, 6 Aralığı 7 Aralığa bağlayan gece Ukrayna'nın Lvov kentinden Ermenistan'ın başkenti Erivan'a ; Sovyetlerin özel kuvvetlerinden 400 kişilik özel bir tim getirildi. Stratejik noktaları korumakla görevli bu tim; 7 Aralıkta depremin gerçekleşmesinden tam 45 dakika sonra Spitak'daydı ve hassas bölgeleri ve devlet binalarını korumaya aldılar.
• Ermeniler; özel kuvvet askerlerine ne zaman intikal ettiklerini sorduklarında şu cevabı aldılar: "Depremden bir gün önce Erivan'dayken bize yarın Spitak'a geçeceğimiz söylendi"
o Deprem bölgesine iki saat önce ulaşan özel İsrail ekibine; Gölcük'e gidecekleri ne zaman söylenmişti acaba?
• Diğer bir ilginç benzerlik; sismograf kayıtları ile ilgili idi. Depremden bir saat sonra; güvenlik görevlileri ilgili merkezlerden sismograf kayıtlarını topladılar ve Ermeni Televizyonu; "bütün sismograf kayıtlarının depremin şiddeti ile paramparça olduğunu" duyurdu.
o Türk kamuoyuna böyle bir yalan söylenme bile gereği duyulmadı. "Deprem dede" bu anlamda görevini fazlası ile yaptı.
• Ermenistan depreminde de; aynen Gölcük'teki gibi tek değil; iki ayrı sarsıntı yaşandı. Gölcük depremini yaşayanlar; birinci sarsıntının sona erdikten sonra ikinci ve daha şiddetli bir sarsıntının gerçekleştiğini gördüler.
• Deprem sırasında Erivan'dan bile duyulan güçlü bir patlama sesi geldi. Normal depremlerde bu tür patlama sesi olmaz. Türkiye'de de Marmara'nın öte yakasından duyulan bu patlama sesi neyin sesiydi?
• Depremden bir yıl sonra; Moskova'daki Komunist Parti kongresinde, bayan Ermeni delege Ludmila Harotunyan ile zamanın savunma bakanı Marshhal Yazov arasında şu konuşma geçti :
o Ermeni Delege : Sayın Yazov; Ermenistan depreminde felaket alanına ne zaman geldiniz; PATLAMADAN önce mi, sonra mı?
o Yazov : PATLAMADAN iki saat sonra
o PATLAMA'yı kabul ettiğini farkeden Yazov bir kaç saniye sonra kendini toparlıyor ve cevabını; "Hayır; Depremden iki saat sonra" diye düzeltiyor.
o Ermeni Delege : Spitak'a iki saat içinde varmayı nasıl başardınız? Spitak'a varmak için ya önce Tiflis'e veya Erivan'a gelmeniz lazım ki; buradan da Spitak'a varmanız en az 1.5 saat sürer
o Bu noktada konuşmanın kontrolden çıktığını gören Gorbaçov; Ermeni delegenin mikrofonunu kapatarak, Sovyet Savunma Bakanı'nın daha fazla zorda kalmasını engelledi.

• Başta da belirttiğimiz gibi büyük çözülme süreçlerinin işaretidir; büyük felaketler. Ermenistan depremi; Ukrayna'daki Çernobil faciasından sonra Sovyet sisteminin çözülüşünün ikinci işaret fişeği idi. Sovyetlerin çözülüşü bazıları için kontrollü bir operasyondu. Fakat; Stalin zamanında topraklarını kaybettiklerini iddia eden Ermenilerin başlattığı Karabağ hareketi, Sovyetlere karşı kontrol dışı bir ayaklanmaya dönüşmek üzereydi ve Ermeni depremi bu hareketi kökünden etkisiz hale getirerek; Sovyet çözülme sürecini yeniden rayına oturttu.
Papua Yeni Gine'deki Tisunami'den ilginç bir ayrıntı

17 Temmuz 1998'de Papua Yeni Gine'de gerçekleşen ve on binlerin ölümü ile sonuçlanan Tsunami felaketinden kurtulanlar; üzerlerine gelen denizin ve üzerindeki havanın "alevler" içinde olduğunu söylediler.

Tsunami ile "ateş"'in görüldüğü ilk defa olmaktadır ve felaket sonrasında yanmış cesetlerin varlığı, "kayalara sürterek yandılar" gibi garip açıklamalarla geçiştirilmeye çalışılmıştır. Balıkçılarımızın ağlarının yanması ile ciddi benzerlikler gösteren bu yanma olayına bilim adamları hiç bir mantıklı açıklama getiremediler.

Deprem Silahı Teknolojisine Dair Ek Kanıtlar

Deprem sonrası yaşanan tartışmalarda; depremin doğal olmayan sebeplerden olabileceğini söyleyen herkes "komplo teorisi" çamuru ile bulandı ve medya bu kişileri bir grup kaçkın olarak göstermeyi başardı. Bu konularda Aydoğan Vatandaş gibi bir kaç yazar dışında kalem oynatıp, fikir yürüten olmadı ve konu "kontrolsuz teorileri" saha dışına çıkarmaya yarayan "komplo teorisi" silahı ile bertaraf edildi.
Peki buraya bir parantez açalım ve 1. tanığımıza tekrar gidelim : “Bir sabah cep telefonuma bir mesaj geldi, mesaj –“Aydoğan Vatandaş’ın kitabını okumamı istiyordu.” Tanıdık birinden gelmese mesajı belki de siler atardım ama, mesaja kulak verip gidip kitabı aldım, kitabın kapağına baktığımda ise bu kitabın benimle ne alakası olabilir diye aklımdan geçiriyordum ki, birkaç sayfasını karıştırdığımda donup kaldım. Bu kitabı ben yazmamıştım, benim adım da Aydoğan Vatandaş değildi, hatta onu hiç tanımıyordum, tesadüfen aynı yoldan bile geçmediğimizden emindim. Ama yazar sanki benimle sohbet etmişti ve bildiklerimi kelimesi kelimesine kitabına aktarmıştı neredeyse. Kitap yaklaşık bir buçuk saat sonra bittiğinde derin bir nefes aldım. Aydoğan Vatandaş benimle konuşmamıştı, pek çok bilgiyi bir araya getirdiği doğruydu ancak benim bildiğim ve onun bilmediği ayrıntılar vardı, eğer kazara bunları da yazmış olsaydı kesinlikle kendimden şüphe edecektim..” diyordu...
O günlerde "deprem silahı" ve "tektonik silah" gibi kavramlara gülünüyordu.
Halbuki depremden çok önce, ABD Savunma Bakanı Cohen'in 1997 Nisan ayında; ABD'nin Georgia Üniversitesi'nde "Terörizm, Kitlesel İmha Silahları ve ABD Stratejisi" başlıklı konferansta yaptığı açış konuşması çok açık olarak deprem silahı gerçeğini itiraf ediyordu. (Bkz. Raporun girişinde Cohen'in konuşmasından yapılan alıntı)
Resmi yetkililerin de bilgisine sunulan bu açık kanıt tozlu raflara konuldu ve "deprem silahından" söz edenleri komplocu olmakla suçlayan basın nedense ABD Savunma Bakanı'nın ağzından yapılan bu resmi itirafı hiç görmedi.
Günümüze geldiğinizde; yukarıda "Bilimsel Gerçekler" başlığı altında açıkladığımız bilimsel temellerin ve gerçeklerin ötesinde tektonik silahların varlığını kanıtlayan bir çok örneğe sahibiz. İşte birkaçı :
• Rusya'daki Moscow News gazetesi 1996 Aralık ayından yayınladığı bir haberde; Rusya'nın tektonik silah geliştirmek yolunda bir araştırma programı yürüttüğünü ve "Mercury" ve "Volcano" başlıklı bu programların 1987 yılında başlayıp, 1992 yılında sonlandırıldığını yazdı
1. tanığımız anlatmaya devam ediyor: İlginç görünümlü bir Rus gemisi (ki bana sorarsanız bu gemi bir araştırma gemisi idi), 17 Ağustos Sabahı İzmit Körfezinde ne arıyordu dersiniz, hem hiç yardım etmediler, hem de karaya dahi çıkmadılar. İlk saatler atlatılıp dalış ve seyrüsefere yasak bölge ilan edildiğinde de hemen bölge dışına çıkıyor ve orada beklemeye devam ediyordu. Ayrıca depremden sadece bir saat sonra körfeze demirlemişlerdi, olay sırasında bölgeye çok uzak olmayan ve güvenli bir yerde beklediklerini tahmin etmek hiçte zor değildi, çünkü tek hasarsız gemi onlarınki idi. Tahminen adaları kendilerine siper ederek olayın sona ermesini bekleyip ondan sonra ortaya çıkmışlardı. Gemiyi görenler çok şaşırmışlardı. Pek çoğu bu ne hızlı gemi böyle bizimkilerden bile önce olay bölgesine yetişmiş valla demekten kendini alamamıştı. Hatta bizler bile onları orada görünce “hadi be adamlara bak nasıl olurda bizden önce nokta atışı olay bölgesine gelebilirler diye hayıflanmıştık....... Ermenistan depreminde Ruslar bölgeye ne zaman gelmişlerdi?.......
ABD Kongresi'ne sunulan H.R. 2977 numaralı 107. yasa taslağı şunu öngörmektedir :
o Uzayın işbirlikçi ve barışçıl amaçlarla kullanılması ve ABD'nin uzaya silah platformları yerleştirilmesinin önlenmesi ve aşağıdaki silah sistemlerinin yasaklanmasına yönelik harekete geçmesi
#61607; Elektronik, psychotronic veya bilgi silahları
#61607; Kimyasal iz bırakan silahlar (chemtrails)
#61607; Yüksek irtifa çok düşük frekans silahları
#61607; Plazma, elektromanyetik, sonik veya ultrasonik silahlar
#61607; Lazer silah sistemleri
#61607; Kimyasal, biolojik, çevresel, iklimsel ve tektonik silahlar
(Hiç duymadığınız silah sistemlerini duymak için güzel bir liste)
• International Science and Technology Center (ISTC)'ın 1545 nolu projesinin başlığı ve açıklaması
o Başlık : Güçlü Elektromanyetik Dalgaların Etkisi ile Uzaydan Sismik Değişim Yaratma
o Açıklama : MHD jeneratörlerinin (MHD jeneratörü ile neyi kastettiğimizi anlamak için "Bilimsel Gerçekler" başlıklı bölüme bakınız) silah olarak kullanılma olasılığı sonsuzdur. Etkilli bir MHD savunması kurulduğu takdirde ve sadece atmosferin gücünü kullanarak; 8-10 tane Tesla Coil'i (Yay) ve mıknatıslar aracılığı ile çok güçlü elektrik alanları yaratmak mümkündür.
Yukarıdaki bilgileri "Shell 20" ismi verilen ve aynı bilimsel prensipler kullanılarak; havada uçan herhangi bir aracın (füze;uçak) içinde geçtiği takdirde düşmesine yolaçacak "elektromanyetik zırh" teknolojisi ile birleştirdiğinizde; bir ülkede yabancı güçlere "üs" vermenin düşündüğümüz çok ötesinde bir tehdit içerdiğini söylememize gerek var mı bilmiyoruz.

İçindeki özel kuvvet askerleri ile birlikte uçan Casa uçağının bilinmeyen bir sebeple birden yere çakıldığı bölgede bir NATO üssü bulunduğunu; duymayacağını, duysada hareket edecek cesareti kendinde bulamayacağını bildiğimiz kulaklara hatırlatmanın tam zamanı.


Tez
Elimizdeki konunun hassasiyeti; herhangi bir analiz konusunun ötesinde bizleri tezimizi en doğru ve sağlıklı şekilde dile getirmeye zorluyor.

Biliyoruz ki;

1) Tektonik silah teknolojisi en az 100 yıldan beri vardır ve bu teknoloji bir silah olarak belli başlı büyük devletlerin elinde bulunmaktadır.

2) Türk Devleti; aslında NATO çalışmaları kapsamında bu teknoloji ile 1970'li yılların başından itibaren çalışmıştır. FEYDAMİK isimli Adana'da başlayıp; Marmara'ya taşınan bir projede çalışan Türk mühendisler bu teknoloji ucundan da olsa görme imkanı bulmuşlardır.

3) Türk Devleti; bu teknolojinin ve silahının varlığına dair gerekli somut bilgilere ve dolayısı ile 17 Ağustos depreminde inandırıcı olasılıklardan birinin "tektonik silah" teknolojisi olduğunu bilecek birikime sahiptir. Sorun; bilgi eksikliği değil; böyle bir olasılığı; doğru ya da yanlış, araştırıp sonlandıracak cesaret, misyon ve vizyon eksikliğidir.

4) Depremin öncesi ve sonrasına dair bütün bilgiler bilinçli bir kampanya ile kamuoyundan saklanmış ve kamuoyu depremin hezeyan boyutunda tutularak; deprem fenomeninin bugüne kadar toplum üzerinde bir psikolojik silah olarak kullanılmasının da önü açılmıştır. ((Deprem sırasında Gölcük tersanesindeki gerçek hasarın ne olduğunun saklanması gibi devlet sırrı kapsamındaki bilgilerin ifşa edilmesi gerektiğini savunmuyoruz. Savunduğumuz; bu konunun olası sebeplerine dair bütün boyutların ortaya dökülmesi Türk devletinin seyirciliğinde, medya tarafından başarı ile engellenmiştir)
Elimizdeki bulgulara ve bilgilere dayanarak iddia ediyoruz ki;

a) 17 Ağustosta Gölcük'te yaşanan deprem felaketinin doğal olmayan yollardan olma ihtimali; doğal yollardan olma ihtimali kadar fazladır ve sonuna kadar "milli güvenlik" meselesi olarak takip edilmesi gereken bir konudur. Bu inceleme yapılmadığı gibi "vatana ihanet" boyutunda bir aymazlıkla konu örtbas edilmiştir
b) Deprem sırasında bölgede "uluslararası bir deniz tatbikatı" gerçekleşiyor olması; bu tatbikata katılan İsrail, İngiltere ve ABD gibi güçlerin hepsinin elinde bu teknolojinin şu veya bu boyutunun olduğunun bilinmesi yukarıda belirttiğimiz inceleme gereğini daha da arttırmaktadır.

c) Deprem sonrasında; Türkiye'nin ekonomik ve sosyal olarak girdiği ve bir türlü içinden çıkamadığı istikrarsızlık girdabı; dünyadaki diğer depremlerin jeo-politik analizleri ile gösterdiği benzerlik dikkate alındığında; 17 Ağustos depreminin Türkiye'ye yönelik küresel operasyonun işaret fişeği olması ciddi bir olasılıktır. Deprem sonrasında; bölgede yaşanan sosyal çözülmeden, bölgenin misyonerlik faaliyetleri için giriş kapısı haline gelmesi, ekonomik krizlerin deprem sonrasındaki süreçlerle bağlantıları ve istihbarat örgütlerinin bölgede gerçekleştirdikleri yapılanma bu tespitler ışığında yeniden değerlendirilmelidir.

KISACASI;
17 Ağustos'ta Gölcük'te gerçekleştirilen teknolojik bir deneyin; kasten veya bilinçli olarak kontrol dışına çıkarak; Türkiye'nin halen yaşamakta olduğu istikrarsızlık girdabının fitilini ateşleyecek; fiziki, sosyal ve siyasi bir çöküşü hızlandırmış olması ihtimali ciddi bir olasılıktır ve sadece yaşayan değil; kaybettiğimiz onbinlerce vatandaşımızın bu olasılığın ciddi bir incelemeye tabi tutulmasını istemesi en doğal vatandaşlık hakkıdır.

Depremin üzerinden altı yıldan fazla bir zaman geçti; bu ülkenin vatansever kadrolarının ve kamuoyunun dikkatine sunulur.

Bu Vatanı kimseye teslim etmiycez, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!


Donanma komutanliginin görkemli devir teslim törenine mütakip,deprem hiç beklenmedik bir zamanda, ansizin çikagelmisti. Iki firkateyni gece boyunca aydinlattigi orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralik havai fiseklerin aydinlattigi Gölcük semalari bir kaç saat sonra bilimadamlarinin "deprem isimasi" dedikleri ancak hala ne oldugu tam olarak anlasilamayan bir "sey"le aydinlandi. Bir kaç saat sonra, o unutulmaz ugultunun ardindan bütün Türkiye derin uykusundan uyandi.
Binalar birbiri ardina devrilirken, ölüm binlerce insani ayni anda yakaliyordu. Devlet hazirliksiz yakalanmisti. Binlerce insan, teknik yetersizlikten ötürü enkazlarin altinda günlerce bir kurtarici beklerken öldüler. Kisa süre sonra kamuoyu hummali bir tartismanin içinde buldu kendini. Binalarin depreme dayanikli yapilmayisi, fay hattinin üzerine yerlesim alanlarinin kurulmasi gibi argümanlar sikça duyulan seylerdi. Televizyon kanallari tartisma programlarini depreme ayiriyorlardi. Bu sirada deprem anini yasayan insanlar depremle ilgili enteresan seyler söylemeye basliyor; kamuoyu tam olarak anlam veremesede iddialari can kulagiyla dinliyordu. Enkazdan kurtarilan bir bayan Ali Kirca'nin yönettigi Siyaset Meydaninda sunlari söylüyordu. "O gece ne oldugunu bilmiyorum ama bildigim bir sey varki bu depremden farkli bir seydi. " Iddialara yenileri ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük'ten Avcilar'a kadar genis bir alanda görülen "ates topu" ile ilgili bilimsel bir açiklama yapilamiyordu.Bazi bilimadamlarinin görülen ates topunun "deprem isimasi" oldugunu söylemelerine ragmen, neden diger depremlerde de benzeri bir isima yasanmadigi sorusunun cevabi net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile, bu da sadece bir tezdi ve geçerliligi de en fazla diger tezler kadardi. Bu arada depremin neredeyse iki hafta önce elime geçen bir dergide yer alan ifadeler oldukça ilginçti.

Depremin merkez üssünün Gölcük Donanma Komutanligi oldugunun resmen açiklanmis olmasi, dergide yer alan ifadeleri daha da sasirtici kiliyordu. Depremin merkez üssünün Türkiye Cumhuriyeti'nin bagmsizliginin sembolü olan bir askeri üs olmasi kuskusuz ilginçti.

Furkan dergisinin Temmuz sayisinda, yer alan ifadeler aynen söyleydi: "Mesela basina verilmeyen, ancak istihbarat kapsaminda edindigimiz bilgilere göre, Gölcük askeri tesislerinde oldukça garip olaylar meydana gelmektedir. Kapilar kendi kandine açilmakta, mühimmat depolari içinde, siyahi ziyaretçiler görülmekte, arabalar durduk yerde çalismakta..." Bu dergide yer alan ifadeler, depremden tam bir ay önce yazilmisti.
Gölcükte neler oluyordu.? Kocaeli depremi dogal bir afetmiydi.? Yoksa suni yaratilmis olabilirmiydi.? Bu konuda hemen deprem sonrasi bir takim teoriler ortaya atilmaya baslandi. Kimine göre Ruslar bomba patlatmisti ve buda depreme neden olmustu. Kimileride Yugoslavya'ya atilan bombalarin yerkabugunun dengesini bozmasi sebebiyle depremin gerçeklestigi söylüyordu. Hatta bazilarina göre bu isi PKK bile yapmis olabilirdi. Nitekim CNN televizyonu Basbakan Bülent Ecevit ile yaptigi bir reportaj sirasinda böyle bir soruyu sormakta herhangi bir beis görmedi. Kimide bunun baska bir terorist örgütün isi oldugunu veya uzay arastirmalarinin bir parçasi oldugunu söylüyordu.

Ancak bu teoriler arasinda en akla yatkin olan Feture Times'da yayinlana arastirma dizisinde yer alan hikayeydi. Bu seneryoya göre, San Andreas fay hattinda meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar verecegini bilen ABD, yer kabugundaki degisimleri izliyerek, daha deprem olusmadan tektonik katmanlar arasinda artan basinci degisik noktalardan patlatip bosaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüstürmenin yolunu bulmustu. Yillar önce Sirp asilli Amerikan bilimadami mucit Nicolas Tesla tarafindan gelistirilen bu "düsük frekansli elektromanyetik isinimla yüksek enerji nakli" teknigini,hem Ruslar hemde Amerikalilar uzun zamandir bir silah olarak kullanmanin yolunu ariyorlardi. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan genis alanlarda tahribat yapabileceklerdi. Ancak Pentagon yillardir çok güçlü bir silah gelistirmek amaciyla üzerinde çalistigi bu projeyi, bir yandan da barisçi "deprem indirgeme" sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayi ve fonlama devamliligini saglamayi amaçliyordu. Bu nedenle proje önce Avusturalya'nin çiplak ve seyrek nüfuslu kirsal bölgelerinde denendi ve gelistirildi.
Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sira.

Degisik zamanlarda Kafkaslar'da Okyanus tabaninda ve Güney Amerikadaki Ant daglarinda tektonik uyarilar verilmek suretiyle endüktif deprem yaratma konusunda büyük adimlar atildi. Bu arastirmalar Amerika'da HAARP ve diger askeri tesislerin kumanda merkezlerinden yürütülüyordu. Bu arada Türkiye, Japonya ve benzeri deprem bölgelerinde sismik ag sebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyesine devasa bilgisayarlarin kayitlarina gönderilmeye baslandi. Universiteler ile ortak projeler gelistirilerek yüzlerce bilim adamina Amerikada deprem konusunda arastirma yapma bursu verildi. Ancak projenin gizliligi esasti. Bu nedenle tüm iliskiler paravan arastirma kurumlarinca yürütüldü. Ancak zaman zaman bilgi sizintisina da olanak verilerek halkin bu konuda genel fikri olmasi istendi.

Kobe'de ve daha baska yerlerde meydana gelen depremlerin arkasindaki gariplikler halkasi bu sekilde bazi çikar gruplarini, töre ve mafya örgütlerinin isi gibi gösterilmek istendi. Bundada büyük ölçüde basarili olundu. Ve gün geldi bu sistem Türkiye'de denenmek istendi. Bölge zaten bu amçla yillardir sismik espiyonaj altindaydi. Nitekim gelismeleri dikkatle takip edenler depremden hemen sonra milli istihbarat teskilatinin girisimleriyle türk telekomun Türkiyenin sismik bilgilerini pentegona ileten nato üssünün iletisimini nasil kestigini hatirliyacaklardir.


Bu arada ilginç bir sey daha olmustu. Depremle ilgili haberler birbiri ardina gelirken, bir haber önce görünüp sonra kayboldu. 20 Agustos Cuma aksamı televizyonlar bir Israil uçaginin Ataköy açiklarinda denize düstügünü duyurdu. Ancak bir süre sonra haber kesildi ve uçagin akibeti ile ilgili bir daha haber alinamadi. Olaydan bir gün sonra Deniz Kuvvetlerinden bir dostum beni aradi ve bu olayda bir takim soru isaretleri bulundugunu, bu konunun perde arkasini arastirmami rica etti. Kisa süre sonra ulastigim bilgiler, gerçekten ilginçti. Uçak, düstükten kisa süre sonra teknesiyle o sirada Ataköy açiklarinda olan balikçi Abdullah kaptan tarafindan kurtarilmisti. Abdullah Kaptan olayi su sekilde anlatmisti: "Uçagin düstügünü görünce derhal yardima gittik. Uçagin kanatlari yara almisti. Hemen uçagi bagladik ve Zeytinburnu limanina çektik. Tesekkür beklerken küfür yedik. Ne oldugunu bile anlamadik." Bu konu o gece o bölgede görev yapan Sahil Güvenlik 4. Botunun sorumluluk alanindaydi.

Arastirmalar Sahil Güvenlik'in bu konuyla ilgilenmedigini ortaya çikardi. Olay yerine gelen televizyon ekipleri ise sasirtici bir sekilde çekim yapmaktan vazgeçmislerdi. Daha sonra uçagi Zeytinburnu'na yanastiran balikçi Abdullah Kaptan olayi Kumkapi'daki Gümrük muhafaza iletti. Kisa süre sonra tutanak tutuldu. Ancak Gümrük muhafaza da tutanak tuttuguna pisman oldu. Uçagin sahibi Israil asilli biriydi. O gece ne oldu ise bir türlü anlasilmadi.

Deprem için 1900'lerin basindan beri Nicola Tesla adindaki Sirp asilli bilimadaminin bulusu olan "elektromanyetik endüksiyon teknigi" (Tesla Makinesi) kullanildi. Tesla makinesi'ni nasil çalistigi hala bir sir, ama Amerikalilar'in uzun zamandir bu makine üzerinde çalistiklari biliniyordu. Tesla, ilk olarak ilkel bir düzenek ile 1908 yilinda Sibirya'da Tsunga bölgesinde bir deney yapmis ve burada meydana gelen patlama sonrasi olusan çevre tahribati korkunç boyutlardaydi. Hirosima'nin 40.000 katina yakin enerji açiga çikmisti. Patlamanin etkisi kilometrelerce kare alana yayilmisti. Ancak ortada en ufak bir krater veya metal kalintisi yoktu. Bu durumda bir göktasinin düsmüs olmasi ihtimali ortadan kalkiyordu. Bilimadamlari Tsunga'da ne oldugunu hala tam olarak çözmüs degillerdi. Ancak yillardir Avustralya'da karada, açik arazide ve Kaliforniya'da da suüstü ve sualti askeri tesislerde bu deprem (Tesla)makinesinin denenmekte oldugu da sir degil.

Buradaki garip tabiat olaylari ve sik sik olan depremler ile bilgiler internetteki sitelerde bile yer almakta. Ancak baslangiçta askeri amaçli olarak gelistirilen bu acayip doga silahi daha sonra kaynak sorunuyla karsilasinca barisçi amaçlarla da kullanilacak sekilde adapte edildi. (Tipki atom bombasi ve TNT gibi.) Makinenin Kaliforniya'da San Andreas fay hattinda olacak muhtemel bir deprem öncesi kullanilmasi düsünüldü. Tesla makinesi sayesinde fay hattindaki enerji birikimi çok yüksek düzeylere çikmadan, gerilim daha küçükken,suni depremlerle desarj edilerek bosaltilacak ve böylece büyük deprem önlenecekti. Ancak teorinin denenmesi ve deneylerle gelistirlmesi gerekliydi. Hata ve kusurlarin asgeriye indirilmesi sartti. Bunun içinde San Andreas fay hattina benzeyen fay hattiyla, çatal yapan fay gruplarina ihtiyaç duyuluyordu. Bu fay grubu ise Türkiye'deki Kuzey Anadolu fay hattiydi. Geometrisi ve jeolojik yapisi ayni San Andera karakterindeydi. Kuzey Anadolu fayi, tipa tip birbirine benziyordu. Bu fay üzerinde yapilacak bir ön desarj deneyi Californiya'daki gelecekte olacak depremler için çok sey ögretebilecekti. Amerika bu amaçla yillarca deney yapti; bu ve buna benzer deprem bölgelerinde. Pentegon açisindan da bulunmaz bir nimetti bu.
Bu suretle hem projeye masum bir kilif bulunuyor, hemde finansman için yeni kaynaklar saglaniyordu. Ancak yinede toplu imha silahi olma özelligi ile bu makine askeri nitelikteydi ve onunla ilgili hersey "Çok gizli" damgasini tasiyordu. Iste Amerikali'lar bu nedenle Izmit'teki fay hattindaki hareketleri ve enerji birikimini büyük bir gizlilik içinde, herkesten habersiz ama çok yakindan takip ettiler. MTA'nin ve diger jeolojik ölçüm kurumlarinin verilerini inceleyerek ve uzaydan bölgeyi izleyerek burayi adeta abluka altina aldilar. Son gerilimi de böylece çok önceden haber aldilar. Ancak ABD'nin bölge ile ilgili bu hareketliligi ne kadar gizli olursa olsun bazi kaynaklara sizmasini engelleyemedi.

Tanığım soruyu tam yerinde soruyor işte sorusu; "Ancak her zaman aklıma takılan bir konuyu aktarmak istiyorum. 1999 Temmuzunun 24 ünde bizden bir grup arkadaş Çanakkale’ye gitti. Nostre Damus’un kahaneti dediler hatırlarsan. Oralarda deprem olacağından şüphe edilmişti. Hatta arkadaşlara sivil elbise giydirip resmi araçla gönderildiler. Bunada o zaman hiç anlam verememiştim" ve bu sorunun cevabı;
Kanadali bir bilimadami her nasilsa bu gizli verilere ulasarak, bölgede bir deprem olacagini ve bunun için bölgenin takip altina alindigini anladi. Ve bunu kendi amaçlari dogrultusunda yaklasik 48 gün ve 240 km hata ile yayinladi. Ancak ne bu bilimadamina, ne de yayinina daha sonra nedense kimse dikkat etmedi. Izlenen bu enerji birikimi bir süre sonra depreme neden olabilecek büyüklüge erisecek ve belkide Istanbul'u da tehdit edecek hale gelebilirdi. Bu noktada, Amerikalilar acaba konuyu Türk makamlarina haber vermislermiydi.? Ama o gece Gölcük'te askeri tesiste ve Marmara denizinde bu Tesla makinesi kurulmus ve çalismaya hazir hale getirilmisti bile. Türk makamlarina acaba bilgi verilmismiydi. Yoksa Türk makamlarina Istanbul'da olabilecek bir depremin basincini azaltacak bir askeri sistemi deneyeceklerini mi söylemislerdi.? Yoksa bunun rutin bir askeri durum oldugunu mu düsünüyorlardi.?

Bu sorularin cevaplari hala bir sir. Gölcük Donanma Komutanligi'nda görevli asker, astsubay ve subaylar, Donanma karargahinda garip birseyler oldugunu farketmislerdi. Bu konuyla ilgili bilgiler de nasil olduysa yukarida ismini zikrettigimiz dergide yer almisti.

Peki Israil askerlerinin bu projedeki yeri neydi.? Israilli askerler ve üst düzey subaylar o gece Gölcük'te ne ariyorlardi.?
Emekli Bir Subay tanığım anlatıyor; "Bu devir teslim töreni her yil yapilan rutin bir ulusal törendi. Uluslararasi bir kimligi yoktu. Ama Israil subaylari ve üst düzey yetkilileri oradaydilar.! Bunun nedenini simdi çok daha iyi kavrayabiliyoruz. Onlar oradaki Tesla makinesini kurmak ve çalistirmak ve onun gizliligini korumak ve her ihtimale karsi bir seyler ters giderse onu imha etmek için oradaydilar. Bizimkilerin ise bir seyden haberi yoktu. Bize güvenende yoktu zaten. Is Israil'e ihale edilmisti. Ancak o gün nedense hiç kimse Israillilere, bugüne kadar hiç katilmadiklari bu devir teslim törenine neden katildiklarini sormadi. Ya saskinliktan yada telastan, enkaz altinda kaç Israil askerinin öldügü, kaçinin yaralandiginida soran olmadi. O felakette kaç Israil askerinin öldügünü ne Genelkurmay yayinladi ne de Israil böyle bir bilgi açiklamak nezaketinde bulundu. Herkese verdikleri imaj ise oraya bize yardim için geldikleri seklindeydi. Hemen bir hastane kurdular. Yaralarimizi sarmaya yardimci olmak için daha sonra o bölgede bir yerlesim merkezi kuracaklarini açikladilar. Neden.? Esas amaçlari enkaz altindaki askerlerini ve önemli askeri malzemeyi çikararak götürmekti. Gerisi paravan operasyondu. Bizde "Bak su Israil'e, helal olsun, hemen yardimimiza kostu." diyerek sevindik. Deprem neden gündüz bir saat'te degilde çok ilginç bir sekilde gece tam 03:02'de oldu.? Sanki 03:00 saati depremin baslamasi için özel olarak seçilen bir saat gibi. Böyle geç bir saatte olacaklari kimsenin görmesi olasi degil, gözlemci riski ise en az düzeyde. Tipki bir askeri operasyonda oldugu gibi sanki talimatlara saat tam 03:00 olarak giren baslangiç saatinde yesil isik yakilmis ve Tesla cehennem makinesi yer altindaki siginakta ve deniz altinda çalismaya baslamisti. En geç 1-2 dakika içinde de gücü en üst düzeye ulasmis olacakti. Aynen de öyle oldu. Makine gürültüyle enerji toplamaya baslamisti. Bu sirada, Avusturalya'da ve okyanus'ta bu tür suni depremler öncesinde görülen elektrik bosalmasi, hava yarilmasindan olusan isiklar ve patlamalar olustu atmosferde. Ve arkasindanda makinenin bosalmasi ile birlikte yer yarildi ve olusturulan enerji dogaya aktarildi."

Tanıklardan biri soruyor "Kim olduğunu şimdi hatırlamıyorum bir kişi bize TÜPRAŞ Rafinesinin 9 şiddetindeki depreme dayanıklı olarak inşa edildiğini söylemişti. Biliyorsun orada sadece bir tank da yangın çıktı. Toplam 16 tankmı ne varmış orada diğerlerine bir şey olmadı. Madem orası 9 şiddetine dayanıklı yapıldı, 7,4 şiddetindeki depremde neden yıkıldı? Bu soruda sorulabilir sanırım".

Ancak hesapta doganin oyunu yoktu. Oluşan deprem hem beklenenden çok uzun süreli, hemde çok daha güçlü çikti. Bize büyüklüğü 7.4'e olarak yutturulan deprem tepe noktasına ulaştığında ulastiginda Amerika'da aletler 10.1'i gösteriyordu. (o güne ait kayıtlar önce bütün sitelerden silindi, sonra 6.7 gibi komik bir rakam ortaya çıktı, ama olayın büyüklüğü ile bağdaşmayınca pazarlık usulu 7.4 de karar kılındı, bu bilgi tam 10 gün sonra düzeltilmiş şekliyle web sayfalarında yer alacaktı, ilk andaki 10.1 lik "usgs" kayıtları silinecek ve herşey yeniden düzenlenecekti) Büyük bir patlama ile hersey kontrolden çikti. Tesla deprem makinesi, depremin enerji gerilimine dayanamayip parçalandi ve ortaya çikan güç yeraltinda muazzam bir patlamaya neden oldu. Ve bu yeralti labaratuvarlarinin tam üstündeki, herseyden habersiz uyuyan yüzlerce askeri barindiran ve 8 siddetindeki depreme dahi dayanikli olmasi gereken askeri tesisler un-ufak olarak dagildi. Hesaplarda hata yapilmis, belkide fay hattinin tepkileri ve enerji dagilim degerleri yanlis hesaplanmisti. Her ne olduysa oldu ve doganin beklenmeyen bu tepkisi bütün çevreyi yerle bir etti. Bir önlem olarak tüm bölge ve hatta bütün Istanbul 4 saat süreyle bir haberlesme ablukasi altina alindi. Elektrikler kesildi ve telefonlar iptal edildi. Kimsenin birbiriyle haberlesmesi istenmiyordu. Cumhurbaskani dahi sabahleyin "benimde telefonlarim kesikti" seklinde garip bir açiklama yapacak ve bizde buna bir anlam veremeyecektik. Demirel tam bir saskinlik içindeydi.

Ne yapacaklarini bilemedikleri için ne Cumhurbaskani, ne de Basbakan saatlerce birsey diyemedi, demeç veremediler. "Üzgünüz" dahi diyemediler. Ancak sabah saat 09:00 sularinda televizyon ekranlarinin karsisina geçip halka üstün körü bir açiklama yapabildiler. Durum vahimdi. Hatta belkide Clinton dahi o anda konuya ilk kez vakif olan yardimcilarindan ve olaganüstü Milli Güvenlik konseyinden görüs aliyor ve Türkiye'ye nasil yardim edilecegini hesapliyordu. Hemen gerekli sihhi yardim ekipleri organize ediliyor ve bölgedeki tüm Amerikan askeri birlik ve filolarina Türkiye'ye dogru hareket emri veriliyordu. Amerika diyetini Türkiye'ye tam destek vererek ödemeye çalisiyordu adeta. Bu arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belkide onlardan da Türkiye için sözler aliniyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye'ye karsi olan hasmane tutumuna son vermesi saglaniyordu. Tüm Bati baskentleri hareket halindeydi, panik yoktu. Herşey kontrol ve koordinasyon altindaydi; bir tek Türkiye disinda. Bizde ise sanki bir emrivaki felakete karsi nasil tavir almalari gerektigine bir türlü karar verilemiyor; kararsizlik içinde bocalayarak büyük bir gizlilik içerisinde ne oldugunu anlamaya çalisiyorlardi. Sabah saat 03:05 ile 06:30 arasinda Bati'da bu hareketlilik yasanirken bölgede de çok hizli ve çok gizli bir askeri hareketlilik hakimdi. Ancak herkes kendi derdine düsmüs oldugundan bu olaganüstü gizli operasyondan kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu isi planliyanlar, gecenin karanligindan da yararlanip denizaltindan parçalari yere vuran Tesla makinesinin kalintilarini toplayip, yeralti ve yerüstündeki tüm delilleri de yok ediyorlar ve hatta belkide insanlari canli canli gömerek tüm izleri yok etmeye çalisiyorlardi. Ve bölgeye son hizla gelen Rus arastirma gemisi dahi sabah saat 06:30'da bölgeye vardiginda, havanin aydinlanmasiyla birlikte etrafa delil olabilecek tek bir cisim bile kalmamisti. Deniz altinda olusan radyasyon anlasilmasin, dibe çöken kalintilar arastirilmasin ve patlama sonucu meydana gelen denizalti krateri ve çukur ortaya çikarilmasin diye bu bölge derhal askeri karantinaya alinarak dalisa yasak bölge ilan ediliyordu.

Bütün bu temizlikler yapildiktan sonra, Ecevit ve daha sonra da Demirel'in bölgeye gitmelerine izin veriliyordu. Onlarin dahi ne bölgeye uçuslarina, ne de telefon irtibati kurmalarina izin vardi. Sanki koskoca Istanbul ve kocaeli bölgesi uzaydan gelen yaratiklar tarafindan abluka altina alinmiscasina tam bir haberlesme karanligina sokulmustu. Tek bir telefon dahi çalismiyor, elektrikler verilmiyordu. Ancak Ecevit ve Demirel, belki de olan biteni içlerine sindiremediklerinden olsa gerek, evleri kendilerine mezar olan binlerce insanimizin da acisiyla bir türlü rahat hareket edip halkla bütünlesemiyorlardi. CNN haber spikerinin "depremin ardinda PKK mi var?"
sorusuna, Ecevit ona "siz ne saçmaliyorsunuz, deprem ile PKK'nin ne alakasi var?" bile diyemiyordu. Sadece spikerle gözgöze gelmemeye dikkat ederek "sanmiyorum" gibi o günlerde bizi epeyce sasirtan bir ifade kullaniyordu.
(İnsan bu durumda şunu düşünüyor ''acaba haberleri varmıydı?'' Öyle ya Askeri bölgelerimizde kuş bile uçurtmayanlar nasıl oluyorda İsrail ve Amerikan Askerlerini; Uluslararası bir kimliği olmayan Devir Teslim Törenine çağırıyorlar ve orada bu makinaların kuruluşunu görmüyorlar. Eğer haberleri varsa ki umarım yoktur bu Projenin uygulanmasına izin verenler bu millete nasıl hesap verecekler. Tarih yargılamayacak mı onları)

Peki Amerika ne yapti sonra.? Hemen tüm imkanlarini Türkiye için seferber etmedimi.? Clinton Amerikan halkindan Türkiye'ye yardim etmelerini istemedimi? Kasim'da Türkiye'ye gelecegini ilan edip, Ecevit'in de bu arada Amerika'ya kendini ziyarete gelecegini haber vermedimi.? Ecevit belki de Amerika'ya bu felaketin ve binlerce sehidin diyetini konusmaya gidecekti. Nitekim gittide. Ardindan Clinton Türkiye'ye gelerek deprem bölgesini ziyaret etti. ABD'nin bu asiri ilgisi sadece müttefik olmasiyla açiklanamazdi. Bu arada, acaba hükümet içinden sizan bazi bilgiler, bazi bakanlarin yabancilara karsi saldirgan tavir takinmalarina neden olmus olamazmı.? Ilk anda çok yadirgadigimiz Saglik Bakani Osman Durmus'un "yabancilara tek hasta bile vermem ve onlardan kan da almam" demesini şimdi yadirgayabiliyor musunuz.? ABD'nin saygin gazetelerinden New York Post'un haberine bir de bu gözle bakin: "Türk hükümeti, ABD'nin Deniz hastanelerini kullanmiyor.. Türkiye'deki siddetli depremde 27.200'den fazla kisi yaralandi. Ancak yetkililer tarafindan dün yapilan açiklamada, depremin meydana geldigi tarihten itibaren geçen iki haftalik süre içinde ABD tarafindan gönderilen Deniz Kuvvetleri'ne ait üç adet yüzer hastanede henüz tek bir hastanin bile tedavi edilmedigi bildirildi. Türkiye'ye gönderilmis olan uluslararasi yardimin çogunun kullanilmamasi Ankara'daki hükümetin elestrilmesine neden oldu. Türkiye'de yayinlanan Radikal gazetesi dünkü sayisinda 750 ton yardim malzemesiyle yüklü bir Israil gemisinin üç gün süreyle gümrükte tutuldugunu yazdi. ABD gemilerinin Izmit'e varisindan önce Türkiye Saglik Bakani Osman Durmus'un bu gemilere ihtiyaç olmadigina iliskin sözlerine genis bir sekilde yer verildi. Ancak ABD Büyükelçiligi, aralarinda 600'den fazla yatak tasiyan Kearsarge adli geminin de bulundugu üç adet yüzer hastaneyle ilgili olarak bir uyusmazlik yasanmadigini bildirdi."
işte gerçek budur ama eminim çoğumuz bunu bilmiyor.....


NOT:ALINTIDIR
30 Ocak 2009/20:17 #22
kıyamet alametleri...................
30 Ocak 2009/20:18 #23
bence bu doğru bir olay

Benzer Konular

Korkunç / Ürkütücü Hikayeler kategorisindeki 1999 Gölcük Depremi'nde Ürpertici 5 Olay (bunlar gerçektir!) konusuna benzer yazılar. 1999 Gölcük Depremi'nde Ürpertici 5 Olay (bunlar gerçektir!) yazısını beğendiyseniz belki bu konular da ilginizi çekebilir.


Zaman: GMT +2 Saat:10:43

©2005 - 2013 X-Paylasim.com - Genel eğlence ve bilgi paylaşım platformu. SimpleX vBulletin Theme
Web Dizini Powered by vBulletin® Version Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd. SEO by vBSEO 3.3.1 1 2